21 Mayıs 2007

Yonca

23 Mart 2007 sabahı gördüğüm bir internet sitesi dedem için böyle bir çalışma fikrinin doğmasına neden oldu. Araştırdıkça, konuştukça, resimlere baktıkça dedemi daha çok yaşamaya hissetmeye başladım.

Önceden bana sadece siyah beyaz resimden fazla bir şey ifade etmeyen karelerin içine girip orada yaşamaya başladım. O karenin görünmeyen bir silueti oldum. Gördüm ki zamanda yolculuk çok da zor değilmiş.

Dedem zaman zaman çocuklarında kaldığı için ben ve pek çok kuzenimin onunla hatırası vardır. Kuzenlerimden yazılar geldikçe onları da burada okuyacaksınız.

Her çocuk gibi şekeri çok severdim. Hacıbabamın cebinde de sürekli kaynana şekeri olduğundan annemden gizli ondan isterdim. İyi duymadığı için kulağına fısıldayabilmek için koltuğun kenarına çıkar, kapılara tırmanırdım. Ama her seferinde duymadığı için biraz daha yüksek sesle söyler ve anneme yakalanırdık.

Yan yana evlerde oturduğumuz için sıklıkla bize gelirdi. Bir şeyler okumak için bizde bıraktığı siyah kalın çerçeveli, bir camı çatlak, kırık sapı yerine ip bağlanmış eski gözlüğünü takmayı çok severdim. Çünkü onunla yere baktığımda düz yeri yokuş gibi görür ve yürümeye çalışırdım. Rivayet odur ki o gözlüğü takmaktan gözlerimi bozmuşum.

Hayatta hiç bir şeyden şikayet ettiğini, beğenmediğini görmedim. Makarnayı şekerle yemesini, çayı kaşık kaşık içmesini, her Milli Piyango çekilişinde mutlaka bileti olmasını, takvim yapraklarını büyük bir ciddiyetle okumasını, günü gelmemiş takvim yapraklarını açıp resimlerine bakıp yaprakların arasını kabartılmasından hoşlanmamasına, cebinden eksik olmayan kaynana şekerlerini, ellerini ovuşturup kuvvetle şaklatmasını, üzgünse of çekmesini, keyifliyse neşeli tekerlemeler söylemesini unutmadım.

Ve onu çok özledim.

En sevdiğim resmi. Gözlerindeki bakış annemin bakışlarıyla aynı